İnceleme – Sable

 İnceleme – Sable
Okunuyor İnceleme – Sable

Bilmiyorum fark ettiniz mi, bu sene o kadar fazla “tatlı görselli” oyun çıktı ki hangi birine yetişeceğimi bilemez oldum. Daha bu ay içerisinde Kena: Bridge of Spirits, The Artful Escape, Lost In Random, Eastward gibi oyunlar çıkmışken üstüne bir de Sable’ı ağırlıyoruz. Ancak Sable, Zelda soslu, diğer oyunlardan daha farklı bir kafaya sahip.

İlgili İçerikler:

Ana karakterimizle aynı isme sahip olan oyun, Sable’ın bir nevi hac ibadetini gerçekleştirmesini konu alıyor. “Gliding” denilen bu yolculuk, yaşadığınız toprakları terk edip yeni yerler ve insanlar keşfederek yapılıyor. İsteyenler daha sakin bir şekilde bu yolculuğu gerçekleştirse de Sable dağ taş demeden geziyor ve yeni yerler, yeni insanlar tanıyor. Ve bu yolculuk sonunda ne olmak istediğini daha iyi anlıyor.

Eğer demoyu oynadıysanız Sable’ın bu “Gliding” macerasına hazırlandığını ve henüz evini terk etmediğini görmüşsünüzdür. Oyun ilk kısımda, sizi tek bir bölgede tutup çeşitli ayak görevleriyle ısındırıyor. Ancak bulunduğumuz bölgeden çıktıktan sonra tamamen topu size bırakıyor. İstediğiniz yere ilk bir saatten sonra gidebilirsiniz. Tabii bu noktada ana senaryo yok mu diye düşünebilirsiniz. Evet var, ancak ana senaryodaki görevleri tamamlamanız için de haritada gezmeniz, yeni insanlar tanıyıp onların görevlerini yapmanız gerekiyor. Oyun her yönüyle kendi Gliding maceranızı yaşamanızı istiyor.

İstediğim Yere İstediğim Vakit Giderim

Farklı yerlere, özelleştirilebilen, can yoldaşınız hoverbike’ınızla gidebileceğiniz gibi eğer daha önce orada bulunmuşsanız hızlı seyahat de yapabiliyorsunuz. Ancak haritada bu gittiğiniz yerler siz ayak bastıkça açılmıyor. Onun yerine 6-7 bölgedeki haritacıyı bulmanız gerekiyor. Bu açıkçası bu kadar “keşfetme” odaklı oyunda beğendiğim bir yöntem olmadı. Haritayı açtıktan sonra nereye ayak bastığımı çok anlayamıyorum çünkü.

Oyunun sizi herhangi bir yere/şeye yönlendirmeme çabası görevler için de geçerli. Herhangi bir aksiyon/savaş bulunmayan oyunda görevler olabildiğince sizin, ipuçlarından yola çıkarak bulmanızı isteyecek şekilde yapılmış. Mesela oyunun ilk başlarında üç farklı rozet bulmanız isteniyor. Ama nerede veya nasıl asla söylenmiyor. Siz haritada gezdikçe, tanıştığınız insanlardan görevler aldıkça rozet/maske buluyorsunuz.

Bu yüzden de görevlerin niteliği hayati önem kazanıyor. Sizi sürekli yeni insanlarla tanıştırmaya, daha da fazla keşfetmeye itecek görevlerin var olması gerek. Sable’da bunlardan var, ancak her görevin böyle olduğunu söylemek biraz zor. Bazen Sherlock Holmes’luk yapıyoruz bazen gardiyanları korkutuyoruz ama bazen de getir götür işleri bize kalıyor. Bu da biraz dalgalı bir deneyim yaşamamız sağlıyor. Üstelik (herhangi bir kendini geliştirme olmadığından) karşılığında aldıklarımız da tatmin edici olmayabiliyor. Biliyorum, burada amaç daha çok farklı karakterler tanımak ama onca yol teptiğim, dağ taş çıktığım NPC arkadaşlarım az daha bonkör olsaydı daha mutlu olabilirdim.

Görevlerle ilgili güzel bir nokta ise Sable’ın ne düşündüğünü ve ne hissettiğini okuyabilmeniz. Yazılı olarak diyalogların arasına serpiştirilmiş bunlar. Bu da roman okuyormuş gibi bir his oluşturuyor. Açıkçası bu çok hoşuma gitti. Hem Sable’ın hem de karakterlerin daha canlı olduğunu hissettirdi bu yaklaşım.

Zelda mı O?

Çok kısa bir sürede anlayacağınız üzere, Sable’da fazlaca Zelda: Breath of the Wild esintileri var. Özellikle stamina barı. Gördüğünüz neredeyse her yere çıkabiliyorsunuz, tek engel staminanızın yetip yetmemesi. Bu tırmanma olayını o kadar fazla yere koymuşlar ki sıradan bir NPC için bile (sıradan olduğunu bilmeyerek tabii) ciddi mesafe tırmandım. Bu da birazcık can sıktı haliyle. Daha rahat bir deneyim istiyorsanız staminanızı arttırmanız biraz önemli. Oyun tabii ki bunu da nasıl yapacağınızı söylemiyor. Şanslıysanız erken zamanda bulabilirsiniz o görevi.

Tırmanmanın yanı sıra oyunun başında Perpetual adında havada süzülebilmemizi sağlayan bir özellik de kazanıyor Sable. Bu sayede tırmanarak gidemeyeceğimiz yerlere gidebiliyoruz.

Sable’ın göğe yükseldiği bir konu varsa da o da görselleri. Dedim ya, çok fazla harika gözüken oyun çıktı bu sene. Sable, onlara rağmen özgün olmayı başarıyor. Sadece çevreleri belirginleştirilerek oluşturulan, sade ve ama oldukça tarzını yansıtan bir görsellik, oyunu cidden değerlileştiriyor. Üstelik açık dünya da çok başarılı bir şekilde tasarlanmış. Gezdikçe farklı atmosfere sahip birçok farklı manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Hangi vakitte bulunmanıza göre de değişiyor bu. Özellikle karanlık çöktüğünde oyun tek renge bürünüyor ama güzel bir şehir keşfettiğinizde “bir de gündüz gözüyle görsem” diyorsunuz. Bu görselliğin bir diğer problemli yanı da bazen üçüncü boyutu fark edemiyor oluşumuz. Çok sık yaşanmıyor ama. Genel olarak çok başarılı Sable’ın görsel tasarımı.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Sable yavaş ilerleyen bir oyun. Bu yüzden oldukça ağır tonda giden müzikler size eşlik ediyor. Ayrıca bağımsız grup Japanese Breakfast’tan da bir şeyler var. Çok güzel kullanmışlar onun bestelerini. Oyun boyunca da oyunun atmosferini arttırıcı şekilde ilerliyorlar.

Teknik anlamda maalesef belli sorunlar var. Geliştirici ekip Shedworks güncellemeler getiriyor ama neden ilk çıkışında oyun bozan bug’lar görmek normalimiz oldu diye de soruyor insan. Ama ben bunu normal kabul etmeyeceğim ve eksi hanesine yazacağım.

Deneyiminize bağlı olarak 10 saat civarı bir oynanış sunuyor Sable. Daha da uzun vakitler geçirmek mümkün. Game Pass’te var olması büyük bir artı bizler için. Ancak oyunun yavaş ilerlediğini, içine girmek için biraz vakit tanınması gerektiğini de önceden söyleyelim. Neticede bu deneyim Sable’ın hayatında bir kere var olacak bir şey ve tam hakkıyla yapmak gerek, değil mi?

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Yorum Yap
Giriş Yap
Yazı Ekle